Ana içeriğe atla

Dünya bu gece bir Türk'ü izleyecek


Yukarıdaki başlık ülkemizin güzide gazetelerinden, başlığının altında ”Türkiye Türk’lerindir” yazan ‘şahane gazete’ Hürriyet’ten alınmıştır.Peki Hürriyet 400 milyon kişinin izlediği El Clasico’ yu nasıl oluyor da bir Türk’e mal edebiliyor? Çünkü Hürriyet, İspanyol futbolunun dünyaya sunduğu bir olayı sahiplenmek istiyor.Mesut Özil’in orada bulunması o olayı sahiplenmeye yetiyor da artıyor bile.Çünkü ”Bir Türk Dünya’ya bedel”.Ama ne oldu? Bir Türk ‘El Clasico’ya 45 dakika dayanabildi. Barcelona zaten 5-0 yendi.Bir Madrid’li olarak bunun üzerine pek bir şey söyleyemeyeceğim.Sanırım Mourinho ne gerekiyorsa söyler.Ama ben daha sonra Tunus’luların Khedira, Brezilya’lıların Pepe utancını düşündüm.Ve Türk’lerin de mahcubiyetini yanyana koydum.Şöyle bir tablo çıktı ortaya; hepimiz Zidan’ı, Kluivert’ı, Klose’yi, İbrahimoviç’i ve daha yüzlercesini izledik, izliyoruz.Peki hangi birini izlerken kökeninin neresi olduğuna dair kafa yorduk.Zidane’ı izlediğimiz zaman hangi spiker ”Cezayir asıllı Fransız futbolcu” ya da Kluivert için ”Surinam’ın bağrından kopup Hollanda’ya yerleşmiş” ya da ”Polonya geleneğinin son temsilcisi; Klose” veya ”Babası Boşnak annesi Hırvat ama İsveç’te yaşayan ünlü futbolcu İbrahimoviç” demiştir.Hepimiz de çok iyi biliyoruz ki bu futbolcular hangi milli takımda oynuyorlarsa o ülkenin vatandaşıdır ve o ülkeyi temsil ederler.Bu durumda, bırakın Özil’in Türkiye’yi temsil etmesini, orada doğup büyüyen biri olarak haliyle Türkçe bildiğinden bile emin değilim 


Futbolumuz berbat.Schuster; ”Türkiye’de 60’ların futbolu oynanıyor” dedi, yerden yere vurduk.Avrupa’da esamesi okunan bir tane futbolcumuz yok.Hiç bir kulübümüz ‘başarılı’ değil.FA Cup bile bizden daha fazla itibar görüyor.Brezilya gibi dünyanın her tarafına futbolcu da ihraç edemediğimize göre, Tuncay Şanlı olmasa dönüp bakmayacağımız Stoke City’nin maçlarını izleyip topun Tuncay’ın ayağına gelmesini bekliyoruz.Türk futbolunun dünyayla olan bağlantısı bundan daha öteye gidemiyor maalesef.Hal böyleyken de Mesut Özil’i sahiplenmye çalışmamız pek manidar değil.Tabi ki de ”Bir Türk Dünya’ya bedel” olur.Çünkü Dünya ile başka iletişim yollarımız yok.Bir tane çıkınca da Dünya’ya bedel oluyor işte…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kentlerde Merkezler ve Alt Merkezler; Bir Alt Merkez Olarak Fatih Çarşamba

       Kentli olmak, kentin içinde varolabilmek yaşadığı yeri tanımlamaya, kimliklendirmeye ve dönüştürülmesine katkıda bulunmaktır. Kişi yaşadığı yerden dolayımlanarak kendini tarif eder, tanır[1] Bir kent okuması yaparken o kentin içindeki farklı alanları farklı metinlerle okuyabiliriz. Her bir mekan kendi gramerini oluşturur ve bir şekilde kentin herhangi bir alanında tecihen veya mecburen yaşayan birey ve/veya gruplar orayı içselleştirmek ve oranın algısal haritasını kendine göre yorumlamak ister.[Funda Şenol L, 1998] Kentte yaşayan insanların yaşam alanlarının mahiyeti yine kendileri tarafından atfedilmektedir. Bu durum, kentin devamlılık içinde olan çatışma(conflict) simgesini ve insanların tarih boyu ürettiği ne varsa hepsinin içinde yığılmış halde bulunan bir ''kent'' in ne olduğunu simgeler.[Augé, 1995:139] Sosyologlar ''kent fotoğraflarını'' yorumlamak için bireylerin/grupların gözünden mahallȋ çıkarımlar yaparak okumaları kentin içindeki ...

Devletin Propaganda Araçları; Ders Kitapları

     Türkiye 'de ders kitaplarının demokrasi, insan hakları ve ayrımcılık gibi kavramlar üzerinden incelenmesi ve kitapların bu kavramlar dahilinde düzenlenmeye başlaması Türkiye' ye ait değerlerin, kalıpyargıların ve mitlerin de yeniden tartışılmasına yol açmıştır. Evrensel hukuk kuralları dahilinde ele alınan demokrasi, insan hakları ve ayrımcılıkla ilgili tartışmalar birbirleriyle kesişen kümeler gibilerdir ve birbirlerinden bağımsız olarak tek başına tartışılamazlar. Türkiye' nin bu 3 temel kavram konusunda geri kalmışlığı yadsınamaz ve ayrıca bir tartışma konusu olarak ele alınabilir. Ancak cumhuriyet' ten sonraki süreçte devletin ideoljik aygıtları olarak kullanılan ders kitapları Türkiye'de yetişen yeni nesilleri ideolojik olarak şekillendirme üzerine tasarlanmıştır.        Bugüne kadar devlet aygıtları tarafından uygulanan politikların meşrulaştırılması ve sorgulanamaz hale gelmesinde eğtimin payı oldukça fazladır. Cumhuriyet' le birlikte ...

Halkın Dini - Devletin Dini

Popüler kavramının dinsel yaşam içinde ne şekilde yer tuttuğuna bakacak olursak karşımıza popüler kültüre nüfuz eden dinselliği ve onu karşısında duran resmi olgularla şekillenmiş kurumları görüyoruz. Bu resmi kurumların, altında çatıyı kaldırdığımız zaman kurumsallaşmış yapıların yanında halk katmanlarının yorumu vardır. Bu yorumlar geniş kitlelere hitap ettiği için de ''popüler'' tanımını almıştır. Resmi olan karşısında popüler dini içsel dinamizmden yoksun, dinselliği yanlış kavranmış, eksiltilmiş, saflığını bozmuş olarak algılamak onu bir dinsel formasyon olarak kavramayı zorlaştırmıştır. Sözlü, resmi olmayan kitabı olmayan dinsellikle yani popüler dinle resmi, kitabi, seçkin din arasında bir karşıtlık, diyalektik bir ilişki vardır. Bunun sonucunda resmi olan ''büyük'' kültürle popüler olan ''küçük'' arasında her zaman yukarıdan aşağıya doğru bir ilişki olmamıştır. ''Küçük'' kültürün ''büyük'' kültü...