Ana içeriğe atla

Halkın Dini - Devletin Dini


Popüler kavramının dinsel yaşam içinde ne şekilde yer tuttuğuna bakacak olursak karşımıza popüler kültüre nüfuz eden dinselliği ve onu karşısında duran resmi olgularla şekillenmiş kurumları görüyoruz. Bu resmi kurumların, altında çatıyı kaldırdığımız zaman kurumsallaşmış yapıların yanında halk katmanlarının yorumu vardır. Bu yorumlar geniş kitlelere hitap ettiği için de ''popüler'' tanımını almıştır. Resmi olan karşısında popüler dini içsel dinamizmden yoksun, dinselliği yanlış kavranmış, eksiltilmiş, saflığını bozmuş olarak algılamak onu bir dinsel formasyon olarak kavramayı zorlaştırmıştır. Sözlü, resmi olmayan kitabı olmayan dinsellikle yani popüler dinle resmi, kitabi, seçkin din arasında bir karşıtlık, diyalektik bir ilişki vardır. Bunun sonucunda resmi olan ''büyük'' kültürle popüler olan ''küçük'' arasında her zaman yukarıdan aşağıya doğru bir ilişki olmamıştır. ''Küçük'' kültürün ''büyük'' kültürü kültürü kemirmeye başlaması ve kendini yavaş yavaş ''büyük'' kültürün kalıplarının içine yerleştirmesi yalnız Türkiye'de değil, önemli dinsel inançlara dayanan bütün ülkelerin modernleşmesinde görülen bir gelişmedir.[1]Bu kavramlar bir başka deyişle ''Yüksek İslam'' ve ''Folk İslam'' gibi tasnif edilmektedir. Türkiye'de kentli İslam sünni, kırsal İslam'ın ise heterodoks ve mitlerle içiçe geçmiş şekilde yaşandığı söylenebilir. Bu durumda resmi olan din ise ''ortadoks'' temsiliyetinin altındadır. Ancak buna rağmen önemli sayıdaki sosyal bilimci tarafından, ''gerçek, asıl veya ''kitabi, virtüöz, normatif, Ortadoks, teolojik, formel, yüksek ya da resmi/offisiyel İslam'' olarak sınıflandırılan İslamın bir tipi, yine İslamın ''popüler, alternatif, folk, yerel, kırsal ya da informel İslam alternatif İslam, İslami heteroddoksi, sapık pratik, batıl inançlı gelişmeler ya da kırsal folk din'' tipi ile karşıt kılınmıştır.[2].Pek çok sosyal bilimci bu karşıtlık ilişkisine ve aradaki gerilim konusunda hem fikirken bu ilişkinin karşıtlıkdan çok bir dialektik ilişki içinde olduğunu ve birbirlerini şekillendirmeye müsait olduklarını düşünmektedir.

Bir başka önemli nokta ise resmi din kendini referans aldığı kitaplardan ve yazılagelmiş ilmi çalışmalarla var ederken, popüler dinin oluşmasında bireysel mitlerden, toplumsal ritüellere kadar geniş bir yelpaze karşımıza çıkmakta. Gündelik hayatta karşımıza çıkan örneklerden de bunu savunabiliriz. Türbe ziyaretleri, çaput bağlama, ayinler gibi alışkanlıklar resmi dinin içinde var olmayan ancak toplumsal bellekler ve öğrenme sonucu ortaya çıkan toplumsal alışkanlıklardır. Bunlardan bazılarının ''ortadoks'' din tarafından da kabul edildiğini görüyoruz. Azizlerin kilise tarafından kabul edilmesi gibi...Bu noktada popüler dinin kendini oluşturması sürecinde kültürü göz ardı edemeyiz.

Dini kollektif yaşam için bağımsız değişken olmadığını düşünemeyeceğimiz gibi kültürü de yalıtılmış bir değer olarak düşünemeyiz. Sebep – sonuç ilişkisi kurmadan, indirgemeci bir yaklaşımda bulunmadan anlamsız gibi görünen mitler tek başına anlamlı görünmese de tüm yaşam pratiklerini ele aldığımızda anlamlı ve açıklayıcıdır. İrrasyonel, boş, duygusal ve ötekilik atfetmek doğru değildir. Popüler ve resmi dini, saf dini bilinçliliğinin kirlenmesinin bir sonucu olarak 'kitle dindarlığı' şeklinde ele almak yerine farklı pazarlarla alakalı dini hizmetlerin farklılaşmasının ve uzmanlaşmasının bir biçimi olarak ele almak daha uygun olur.[3] Faklı dinlerin farklı toplumlar içinde hayat bulması ve bu dinlerin o kültürün motiflerini sergilemesi kaçınılmazdır. Hatta bunun resmi dinde bile değiştiğini söyleyebiliriz. Türkiye'de ve Arap ülkelerindeki İslamiyet'in ''ortadoks'' temsilinin birbirine çok fazla benzemediğini görebiliriz. Popüler din – kültür ilişkisinin şemsiyesi altında farklı perspektiflerden yararlanarak okumalar yapmak daha anlamlı olacaktır. Her kültürün taşıdığı sembolik eylemin dallanıp budaklandığı parçalardan biri din, fakat bunun nerede başlayıp nerede bittiği, hangi parçaya ait olduğu özellikle popüler dinde net değil. Bu noktada semboller devreye giriyor ve ifade edilemeyeni, dilin yetrersiz kaldığı dilin sınırlarının yetmediği şeyleri ifade edilebilir kılıyor. '' Sembolik düşünce'' daima toplumsaldır, özneler arasıdır ve kamuya yani halka ait olduğundan ortak heyecanları, bilgi ve duyguları yansıtmaktadır. Bu bağlamda özellikle insanların davranışlarını yönlendirme konusunda sembollerin diğer bir özelliği, onların bilişsel (kognitif) açıdan tanzim edilemeyip bilakis bilinçaltı alanında düzenlenmesi ve bütüncül bir tecrübeyi amaçlamasıdır. Bu sebepler dolayısıyla özellikle popüler düşünme tarzında semboller daha çok önemli hale gelmiştir.[4]

Ampirik olarak ölçülemeyene anlam atfetmek, kişilere, nesnelere, yerlere ve zamana dayanarak doğrulamayana güç ve anlam atfetmek sembolik düşüncenin oluşmasında yeterliyken, herhangi bir sembolik davranış ya da eylem daha geniş bir anlam sisteminin parçası olarak yorumlandığı zaman anlam kazanmaktadır. Sivil din, yarı kutsal eylemler, coşku, anlam ve kitlesellik adına milli bayramlar bireyleri birbirine bağlayan öğeler konumundadır. Aynı zamanda sembollerin tekrar tekrar yaratılmasını engelleyen bazı sorunlar vardır. Kollektivitenin varoluşsal olarak karşı karşıya geldiği sorun; ''limit problem'' de çok güzel belirtilmiştir. Birey tekrar yaratmak istediği halde zamana ve mekana bağlı olarak sınırlandırmaları olduğu için kafasına estiği gibi sembollere anlamlar yükleyemez.[5]

Kültür – din ilişkisinde, dinin halk tabakasındaki yorumu kültürden parça parça motifleri içinde barındırır. Hıdrellez, Nevruz gibi törenlerin yapıldığı bir coğrafyada benzer ritüelleri içeren doktrinler popüler din içinde halk tarafından tekrar yaratılmaktadır. Bez bağlama, çaput bağlama gibi doktrinler temsilde halkın sosyo – kültürel bilincini yansıtmaktadır diyebiliriz. Günümüzde tartışılan ve resmi dinin tanıması için uğraşılan Alevi'lik de popüler dinin Türkiye'de ki en geniş kanatlarından biridir. Ahmet Yaşar Ocak, araştırmasında kökeninde şiilik var mıdır, Şamanizm'den etkilenmiş midir, Hristiyanlıkla ilişkisi var mıdır gibi sorular sormaktadır. Sadece bu sorularla Aleviliği anlamaya çalışmak yetersiz kalabilir. Tezcan' a göre Alevilik; ''İslamiyet'in reformize edilmiş, Anadolu kültürü ile sentezleşmiş, tasavvuf batıni felsefeyi özümsemiş, çağa ayak uyduran gerçek anlamda bir islami görüştür.'' Bir popüler din olarak Alevi'liğin kırsalda hayat bulmuş bir tasavvufi yorum olarak okursak Anadolu'daki farklı ritüellerle dil ortaklığının olduğunu söyleyebiliriz. Türkler'in İslamiyeti kabul edişi 10.yy'a, Anadolu'ya yerleşmesi ise12-13 yy' a kadar uzanmaktadır. Türkler İslam'dan önce Tabiat Şamanizm ve Göktanrı ve atalar kültlerini barındırırken Budizm, zerdüştilik, maniheizm ve yeseviliğin de etkileri vardı. Alevilik olgusunun kökeninde bir Anadolu – Türkmen ve İslam heteredoksisi var ve Aleviliğin kökenini Şiilikte bulmak bu noktada çok da anlamlı değildir. Yani kısa bir deyişle Kerbela'yı Alevi'liğin çıkış noktası olarak görmek yanlış olur. Ancak Kerbela matemi kültü, 12 imam, Hz. Ali ortak merkezi inanç kodları olarak Aleviliğin, Şiilikle ortaklığını görüyoruz. 16. yy' ın başından itibaren Şah İsmail'in propagandacıları göçebe Türkmen'lerle Anadolu'ya yayılıyor ve Şii anlayışı Anadolu'ya nüfuz etmeye başlıyor. Alevilik, Orta Asya' daki kültleri, şamanizm, sufilik, şiilik ile harmanlanmış 16.yy'da ise Safevi Şiiliğinin etkisiyle bugünkü halini almış inanç sistemdir.
Bu tarih, gelişmiş kültür merkezlerinde veya yakın çevrelerinde oturdukları için İslam'ın orijinal ve kitabi şeklini kabul eden ve kendilerine Sünni denen kardeşlerinin tarihiyle paralel fakat farklı boyutta gelişmiştir.[6]

Kaynakça


[1] Şerif, Mardin. (1983). Din ve İdeoloji. Cumhuriyet Devrinde ''Volk'' İslam5, 155.
[2] Mustafa, Arslan. (2004). Türk popüler dindarlığı.Teorik Çerçeve, 106
[3] Mustafa, Arslan. (2004). Türk popüler dindarlığı.Teorik Çerçeve, 110
[4] Mustafa, Arslan. (2004). Türk popüler dindarlığı.Teorik Çerçeve, 113
[5] George Cristian, Parker. (1998). Modern popular religion. A Complex Object of Study for Sociology, 199
[6] Ahmet Yaşar, Ocak. (1996). Türk sufiliğine bakışlar.Aleviliğin Kökeni ve Doğuşu Üzerindeki Tezler1, 205.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kentlerde Merkezler ve Alt Merkezler; Bir Alt Merkez Olarak Fatih Çarşamba

       Kentli olmak, kentin içinde varolabilmek yaşadığı yeri tanımlamaya, kimliklendirmeye ve dönüştürülmesine katkıda bulunmaktır. Kişi yaşadığı yerden dolayımlanarak kendini tarif eder, tanır[1] Bir kent okuması yaparken o kentin içindeki farklı alanları farklı metinlerle okuyabiliriz. Her bir mekan kendi gramerini oluşturur ve bir şekilde kentin herhangi bir alanında tecihen veya mecburen yaşayan birey ve/veya gruplar orayı içselleştirmek ve oranın algısal haritasını kendine göre yorumlamak ister.[Funda Şenol L, 1998] Kentte yaşayan insanların yaşam alanlarının mahiyeti yine kendileri tarafından atfedilmektedir. Bu durum, kentin devamlılık içinde olan çatışma(conflict) simgesini ve insanların tarih boyu ürettiği ne varsa hepsinin içinde yığılmış halde bulunan bir ''kent'' in ne olduğunu simgeler.[Augé, 1995:139] Sosyologlar ''kent fotoğraflarını'' yorumlamak için bireylerin/grupların gözünden mahallȋ çıkarımlar yaparak okumaları kentin içindeki ...

Devletin Propaganda Araçları; Ders Kitapları

     Türkiye 'de ders kitaplarının demokrasi, insan hakları ve ayrımcılık gibi kavramlar üzerinden incelenmesi ve kitapların bu kavramlar dahilinde düzenlenmeye başlaması Türkiye' ye ait değerlerin, kalıpyargıların ve mitlerin de yeniden tartışılmasına yol açmıştır. Evrensel hukuk kuralları dahilinde ele alınan demokrasi, insan hakları ve ayrımcılıkla ilgili tartışmalar birbirleriyle kesişen kümeler gibilerdir ve birbirlerinden bağımsız olarak tek başına tartışılamazlar. Türkiye' nin bu 3 temel kavram konusunda geri kalmışlığı yadsınamaz ve ayrıca bir tartışma konusu olarak ele alınabilir. Ancak cumhuriyet' ten sonraki süreçte devletin ideoljik aygıtları olarak kullanılan ders kitapları Türkiye'de yetişen yeni nesilleri ideolojik olarak şekillendirme üzerine tasarlanmıştır.        Bugüne kadar devlet aygıtları tarafından uygulanan politikların meşrulaştırılması ve sorgulanamaz hale gelmesinde eğtimin payı oldukça fazladır. Cumhuriyet' le birlikte ...