Seyyar Sahne’den ”Tehlikeli Oyunlar” bir fenomen haline geldi.Şehirde sürekli kulaktan kulağa kartopu gibi büyüyen öneriler, pozitif eleştiriler, aktarılan hazlar vs… Oyunu 5 kere izledim.Her izlediğimde farklı, her izlediğimde canlı.Sahnede bir oyuncu ve iki salıncaktan başka bir şey görmüyorsunuz.Her zaman sahnede seyircinin de en az oyuncu kadar sphere(soyut alan) bölgesi olduğunu savunurum.TO sizi sahneye alıveriyor birdenbire ve Hikmet nereye giderse siz de oraya gidiyorsunuz, seyirciyi içinde özgürce dolaşabileceği Hikmet’in depresif/karmaşık dünyasında iç monologlarınızı haklılaştırabilecek yeterli alan bırakıyor.Bu alanda Şenocak’ın rahatlığına eşlik ediyorsunuz.Alan varsa oyuncu rahattır, oyuncu rahatsa seyirci de…Zira Erdem Şenocak’ın performansı sürekli bu alanları yeniliyor.Geçişler, yükselişler, düşüşler… Biraz önce neler olduğunu sınamaya çalışırken sizi başka bir alana taşıyor.Her defasında tazelenmiş bir şekilde oyuna yeniden başlıyorsunuz.
Tabi ki de adı Tehlikeli Oyunlar olduğu için oyun sizi, çok güzel bir kurgu çerçevesinde kitapta gezdiriyor.Metni düzenleyen Oğuz Arıcı’nın ve yönetmen Celal Mordeniz’in de çok büyük etkileri var.Oğuz Atay’ı, Hikmet’i, Albay(ım)’ı, Nurhayat Hanım’ı, Salim’i, Sevgi’yi, Bilge’yi görüyorsunuz.Kitabı okuyanlara tavsiyem; kitapta yaşadığınız deneyimi bir de Seyyar Sahne’nin İTÜ Maçka kampüsündeki İşletme Fakültesi’nde, içeri girdiğinizde sahnenin ve seyircinin içiçe olduğu salonda deneyin.Kesinlikle pişman olmayacağınızı söyleyebilirim.İlgilenenler için oyunla ilgili link aşağıda.
Yorumlar
Yorum Gönder