Doğrusunu isterseniz, daha önce
görmediğim bir gerçeklik var şu aralar sabahlara kadar dinlediğim
müziklerin içinde. Bendeki bu kekemeliğe son vereceğini
düşündüğüm hem de! Üstelik bu gece Ömer Faruk Tekbilek daha
da vurdu suratıma bu gerçekliği. Maalesef ki hiçbir enstrüman,
hiçbir kompozisyon, hiçbir ses ayaklarına 50'şer kiloluk
çimento bağlasalar bile ayda yürüyormuşsun hissi veren bu ''gerçeklik'' olmadan dinlenmiyormuş.
Kentli olmak, kentin içinde varolabilmek yaşadığı yeri tanımlamaya, kimliklendirmeye ve dönüştürülmesine katkıda bulunmaktır. Kişi yaşadığı yerden dolayımlanarak kendini tarif eder, tanır[1] Bir kent okuması yaparken o kentin içindeki farklı alanları farklı metinlerle okuyabiliriz. Her bir mekan kendi gramerini oluşturur ve bir şekilde kentin herhangi bir alanında tecihen veya mecburen yaşayan birey ve/veya gruplar orayı içselleştirmek ve oranın algısal haritasını kendine göre yorumlamak ister.[Funda Şenol L, 1998] Kentte yaşayan insanların yaşam alanlarının mahiyeti yine kendileri tarafından atfedilmektedir. Bu durum, kentin devamlılık içinde olan çatışma(conflict) simgesini ve insanların tarih boyu ürettiği ne varsa hepsinin içinde yığılmış halde bulunan bir ''kent'' in ne olduğunu simgeler.[Augé, 1995:139] Sosyologlar ''kent fotoğraflarını'' yorumlamak için bireylerin/grupların gözünden mahallȋ çıkarımlar yaparak okumaları kentin içindeki ...
Yorumlar
Yorum Gönder