Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
Doğrusunu isterseniz, daha önce görmediğim bir gerçeklik var şu aralar sabahlara kadar dinlediğim müziklerin içinde. Bendeki bu kekemeliğe son vereceğini düşündüğüm hem de! Üstelik bu gece Ömer Faruk Tekbilek daha da vurdu suratıma bu gerçekliği. Maalesef ki hiçbir enstrüman, hiçbir kompozisyon, hiçbir ses ayaklarına 50'şer kiloluk çimento bağlasalar bile ayda yürüyormuşsun hissi veren bu ''gerçeklik'' olmadan dinlenmiyormuş.  

Musa Eroğlu, Anadolu, Köyden Kente Göç ve Türküler Üzerine Bir Yazı...

1946 yılında Mersin'in Mut Kazası'nda doğdum. O zamanlar Mut 2500 nüfuslu bir ilçeydi. Saz çalıyordum. Saz çalma babadan-dededen kalma gelenekti, aslında. Bunu öğrenmek adeta zorunluluktu. Esasında bizim köyün dışında, Mut'tun diğer köylerinde saz çalmak-türkü söylemek pek yoktu. Yörede "Karacaoğlan"la ilgili geleneği, şenliği sürdüren bir köydü, bizimkisi. Çevrede davul-zurna dışında müzikal pek bir renklilik yoktu. O yüzden bizim köy biraz da dışlanmıstı çevre köylerce. Şenlikte oynadığım Karacaoğlan rolü beni çok etkiledi ve böyle sürüp gitti. Sürekli çalisarak, kendimi geliştirerek sanatımı bugünlere getirdim. Bu sanat ve her sanat için bir ömür yetmez aslinda. Bir altyapi zaruri, okul zaruri tabii eğitim temel zaruriyet. Mut'ta bir folklor gurubu oluşturuldu. Ben orada görev aldim. O Karacaoglan oyununun, beni peşinden sürükleyen o oyunun peşinden gittim hep. Gezebildiğim bölgelerde, Trakya hariç, Anadolu'nun birçok köyüne ulaştı...